Eğitim: Kişilerin kendi yaşantısı yoluyla davranışlarında değişiklik meydana gelmesine denir.
Öğretim: Kişinin yaşantılar yoluyla kalıcı izli davranışlar edinmesidir.

Eğitim beşikten mezara kadar devam eden, kesintisiz bir süreçtir. İnsanlar yaşamı boyunca sürekli öğrenmeli, kendisini yenilemelidir. İslamiyet öncesi Türk eğitim anlayışını izah edebilmek için bilinen ilk Türk devleti olan Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti), adında ilk kez Türk adı geçen Göktürk (Köktürk) Devleti ve yerleşik hayata geçen ilk Türklerin kurduğu Uygur Devleti’ni incelemeliyiz.

İlk Türk Devletlerinin verdiği eğitim ana hatlarıyla incelendiğinde verilen eğitimin temel amaçlarının toplumla ve doğayla uyumlu bireyler yetiştirmek olduğunu görüyoruz. Çocuklara mümkün olduğunca erken yaşta görevler veriliyor ve yaşama hazırlanıyorlardı. Konargöçer hayat zor bir yaşam tarzı olduğu için çocuklar bu zor koşullara hazırlanıyordu. Çocuklar anne-baba ve büyüklerine saygılı, itaatkâr olacak şekilde büyütülürdü. Çocuklara töreler öğretilirdi. Töreler ki Türk toplumunun içinden çıkar ve halk, boy beyleri, Hakan tarafından birlikte yapılırdı.

Töreler günümüzdeki gibi olumsuz bir algı taşımıyordu. Töre yazılı olmayan hukuk kurallarıydı ve her Türk bunları bilip riayet etmek zorundaydı. Hakan ülkeyi töreye göre yönetiyordu: “Töre konuşunca Hakan susar” denirdi. Hükümdar bile törenin üzerinde değildi. Hakan töreye aykırı karar veremezdi. Manevi değerlerin öğretimi de önemliydi. Çocuklar inanılan dinin gerekliliklerini bilmeli ona göre davranmalıydı.

Hunlar ve Göktürkler konargöçer yaşam tarzını benimsemişti. Konargöçer toplumların temel ekonomik faaliyeti hayvancılıktı. Bu yaşam tarzı Türklerin sık sık yer değiştirmesine, yeni otlaklar aramak zorunda kalmasına sebep olmuştur. Bu sebeple zor koşullara dayanıklı, her an her şeye hazır, savaşçı ve sert bir toplum haline gelmişlerdir. Uygurlar ise yerleşik hayatı temsil ederler ve savaşçı özelliklerini zamanla kaybetmişlerdir. Bu durum Uygurların Manihaizm dinini benimsemesiyle ilgilidir. Çünkü Manihaizm et yemeyi, süt içmeyi ve savaşmayı yasaklar.

Konargöçer hayat tarzı gereği Türk boyları yazın yaylaya, kışın ise kışlaklara göç etmiştir. Bu sebeple eğitimde savaş teknikleri ve yöneticilik ön plana çıkmıştır. İyi bir dini eğitim alan, töreyi bilen ve uygulayan mert savaşçılara “alp” insan denmiştir.

Peki, Türk eğitim tarihini neden bilmeliyiz? Hun, Göktürk ve Uygurların eğitim sistemini bilmek bize ne kazandıracak? Bu soruların cevapları aslında “Tarih Bilimine Giriş” konusudur. Tarih bize geçmişi öğrenerek, günümüzü anlamamızı ve geleceğe yön vermemizi sağlar. Tarih geçmişten geleceğe uzanan bir zaman dilimidir. Geçmişteki eğitimi sistemini ve öğretim yöntemlerini bilerek, günümüz eğitim-öğretim sorunlarına çözümler üretebilir ya da geleceğin eğitim sistemini tasarlayabiliriz. Öğretmenlik mesleğinin tarihini bilerek öğretmenlik mesleğini geliştirebilir, daha donanımlı öğretmenler ile birlikte daha donanımlı öğrenciler yetiştirebiliriz. Yani eğitim tarihini bilmek eğitim-öğretimin kalitesini artırır.

Hunlar: Hunlar Orta Asya bozkırlarında ortaya çıkan atlı göçebe bir topluluktur. Boylar konfederasyonundan oluşur. Her boy kendi içinde bağımsızdır. Boy beyleri kurultaya katılarak devleti yönetme sürecine ortak olur. Temel geçim kaynağı hayvancılıktır. Bu sebeple hayvansal ürün ticareti yaparak geçimlerini sağlarlar. Tarımsal ürün ihtiyaçlarını komşuları Çin’den karşılarlar. Eğer para karşılığında ürün alamazlarsa mecburen Çin’e akınlar düzenlenirdi.

Hunların yazılı kültürü olmadığı için Hun tarihini Çin kaynaklarında yazdığı kadarıyla biliyoruz. Bilinen ilk Hun hükümdarı Teoman’dır (Tuman). Tuman’dan sonra en önemli hükümdar Mete Han’dır. Mete Han orduyu onluk sisteme göre düzenlemiştir. Vatan sevgisini ve toprağın devletin temeli olduğu anlayışını yerleştirmiştir. Disiplinli bir ordu meydana getirdi. Metehan tüm “yay geren halkları” bir çatı altında birleştirdi. Ki-ok döneminde hükümdarların Çinli prenseslerle evlenme geleneği başladı. Çinli prensesler ve maiyeti yaptıkları casusluk faaliyetleri ile Hun devletini iç çatışmaya sürükledi ve parçaladı. Çin hâkimiyetine girmek istemeyen Hunlar Balamir öncülüğünde Orta Avrupa’ya göç etti ve Avrupa Hun Devleti’ni kurdu. Bir kısmı ise Afganistan’a göç edip Akhun Devleti’ni kurdu.

Anlaşıldığı üzere Hunlar çok dinamik bir yapıya sahipti. Bu hayat tarzını devam ettirebilmek için askeri açıdan güçlü olmak zorundaydılar. Hunlar güçlü bir orduya sahip olabilmek için askeri eğitime çok önem verdiler. At ve her türlü hayvanın yetiştiriciliğinde ileri seviyeye geldiler. Ayrıca demiri işledirler, silah ve araç gereçler yaptılar.

Göktürkler: Göktürkler 552 yılında Bumin Kağan öncülüğünde kuruldu. Çin entrikaları sonucu devlet ilk önce Doğu ve Batı olarak ikiye bölündü. Daha sonra ikisi de Çin hâkimiyetine girdi. 50 yıllık bir esaret döneminden sonra II. Göktürk Devleti kuruldu. II. Göktürk Devleti’nde öne çıkan yöneticiler Bilge Kağan, Kültegin ve Vezir Tonyukuk’tur. Göktürkler yaşam tarzı ve eğitim konusunda Hunlardan pek farklı değildi. Fakat Göktürklerin en önemli özelliği kendilerine ait, 38 harften oluşan bir alfabelerinin olmasıdır.

Göktürklerin kendilerine ait alfabeleri olması hem eğitimi kolaylaştırmış hem de bilginin yazılı olarak aktarılmasını sağlamıştır. Göktürkler devletin devamını sağlamak için töreyi öğretmeye özen göstermiştir. Töreden başka önceden yaşanan olaylardan ders alınması ve unutulmaması için bu olaylar taşlara kazınarak not edilmiştir. Bunun için Göktürk Kitabelerini yazmışlardır. Göktürk Kitabeleri Türklerin ilk milli yazılı kaynağı kabul edilir. Göktürklerde eğitim törenin öğretilmesi ve yaşanan olaylardan ders alınması için not edilmesi yönleriyle ön plana çıkar. Konargöçer hayatın etkisiyle meydana gelen deri, ahşap, metal işçiliği de nesilden nesle aktarılmıştır.

Uygurlar: Uygurlar yerleşik hayata geçen ilk Türk devletidir. Bu yönüyle kendisinden önceki tüm Türk devletlerinden ayrılır. Ayrıca eski Türk dini olan “Gök Tanrı” inancını da bırakıp Böğü Kağan döneminde Manihaizm dinini benimsemişlerdir. Manihaizm dini et yemeyi ve savaşmayı yasaklayan, sadece sebze yemeye müsaade eden bir din olduğu için Uygurlar giderek savaşçı özelliklerini kaybetmişler fakat milli kimliklerini korumuşlardır.

Yerleşik hayata geçen Uygurlar şehircilik alanında gelişmiştir. Kendilerine özgü Uygur alfabesini oluşturmuşlardır. Kütüphane, matbaa, ciltçilik, örgün öğretim, bankacılık, mimari gibi alanlar Uygurlar döneminde gelişmiştir. Osmanlı Devleti’ne kadar ulaşan minyatür geleneğinin ilk örneklerini de Uygurlar ortaya koymuştur. Göktürklerde olduğu gibi Uygurlar da arkalarında yazıtlar bırakmıştır. Sine-Usu ve Karabalsagun kitabeleri bize o dönemden kalan birinci dereceden yazılı kaynaklardır. Matbaa ve kâğıt sayesinde pek çok kitap basmışlar ve Uygurlarda okuma oranı, eğitimli insan sayısı yüksek olmuştur.

Sonuç:  İslamiyet öncesi Türklerde yaşam tarzı, ekonomik faaliyetler ve dini hayat eğitim-öğretimin şekillenmesinde etkili olmuştur.


*Bu yazı Yrd. Doç. Dr. Servet HALİ  ve Selcan RENCÜZOĞULLARI’nın “İslamiyet Öncesi Dönemde Türklerde Eğitim” adlı makalesinden yorumlanarak özetlenmiştir.

*Makalenin orijinali için tıklayınız.

kaynak: bilimdili